9 Mayıs 2020 Cumartesi

2020 MART AYI KİTABIMIZ (BİR SIRRIM VAR/ TESS GERRİTSEN)

D&R - Kültür Sanat ve Eğlence Dünyası

KİTAP HAKKINDA
Korku filmi yapımcısı genç bir kadınla bekar bir muhasebecinin cesedi bulunduğunda bu iki farklı cinayeti birbirine bağlayan hiçbir kanıt yoktur ortada. Cesetlerde belirgin yaralar bulunsa da ölüm sebep belli değildir. Adli tabip Maura İsles bu iki cinayetin birbirine bağlı olabileceğini düşününce, dedektif Rizzoli hummalı bir araştırmaya girişir.

"Bazen gerçeği söylemenin tek yolu kurgudur". Doksanların ortalarında Dr.Loftus bir makale yayımlamış. Makalede doktorun yirmi dört yetişkin kullanarak yürüttüğü bir deney anlatılıyor. Katılımcılara çocukluklarından kalma dört farklı olay, yakın akrabalarının anlatımıyla hatırlatılıyordu. Ama bu olayların sadece üçü gerçekti. Dördüncü tamamen uydurmaydı. Deneklerden ayrıntıları hatırlamaları isteniyordu. Haftalar ilerledikçe hiç yaşanmamış olaylar hatırlanmıştı. Deney sonunda deneklerden beşi gerçek olmayan olayların bile başlarına geldiğine inanıyordu. Doktor bu beş kişiye gerçek olmayan hatıralar yüklemeyi başarmıştı.
"Apaçık görünen her zaman gerçek değildir."

Okuyucularının;

  • Keyifli gerilim,
  • Büyüleyici
  • Sıra dışı,
  • Soluk soluğa,
  • Dayanılmaz heyecanlı,
  • Ürkütücü,
  • Şok edici,
  • Çarpıcı,
  • Tüyler ürpertici,
  • Dehşet hikayesi, vb.
terimlerle yorumladığı Tess Gerritsen eleştirmenler ve okuyucular tarafından "KorkuGerilim Edebiyatının Kraliçesi" olarak adlandırılmıştır. Kitapları kırk dile çevrilmiş ve dünya genelinde 25 milyondan fazla okura ulaşmış, Bir Sırrım Var' ın da içinde yer aldığı "Rizzoli v& Isles" serisi dizi olarak da büyük izleyici kitlesine ulaşmıştır.

Kitaplarla renkli yolculuklar dilerim. /Demet

8 Mart 2020 Pazar

2020 MART AYI KİTAP LİSTEMİZ (POLİSİYE- CİNAYET)

SERİ KATİLLER’İN İÇ DÜNYASI (  )

Sisters Kardeşler

son hüküm kitap ile ilgili görsel sonucu

Bir Sırrım Var

2020 ŞUBAT AYI KİTABIMIZ ( BEREKETLİ TOPRAKLAR ÜZERİNDE/ ORHAN KEMAL)



KİTAP HAKKINDA
Bu kitap, kendi bilgi ve görgülerim dışında, bir lokma ekmek için kötü iş şartları içinde zehir gibi bir hayatı yaşayanlardan derlenmiş malzemeyle meydana gelmiştir. Yayımlanmadan önce, çeşitli ırgat, usta, usta yardımcısını toplayarak bir gece sabaha kadar okudum onlara. Dinlediler. 'Pardon,' dediler, 'bu bu kadar olur. Bütün anlattıkların doğru. Eksik bile. Çukurova'nın bereketli topraklarında öyle işler olur ki, aklın durur. Sana anlatsak, bir değil beş roman çıkarırsın...
Orhan Kemal'in kitapları bir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz bırakır, okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve iyimserliği yeniden kazanmamız için yol gösterir bize. 
Bereketli Topraklar Üzerinde adlı roman 1940 yılı kışında Bursa Cezaevi’ne nakledilen ve orada kitaplarını okuduğundan dolayı hapsi cezası aldığı Nazım Hikmetle tanıştıktan sonra Nazım Hikmet’in telkinleri ile romancılığa başlayan Orhan Kemal’in 1954 yılında yayımlanan beşinci romanıdır.
Diğer romanlarında da olduğu gibi bu romanında da Çukurova ‘da pamuk tarlalarında çalışan ırgatların, işçilerin, köylülerin emek parası için ömürlerini heder eden insanlar ve köylülerin dramlarını anlatmıştır. Kısaca romandaki bereketli topraklar Çukurova’dır.
KİTAPTAN ALINTILAR
"Ölüm Allah'ın emriydi. Allah emretmeden kuş kanadını oynatamaz, karınca adımını atamazdı."
"Bir insan ya insan olmalı, insanlar için canını vermeli, ya da kalabalık etmemeli dünyamıza!"
"Cesedi su sürüklemiş. Hikmeti hüda... Bu su nedense sır saklamıyor, leş de kabul etmiyor!"
“Adam kuş olmalı diyorum, bildiğin kuş. Kanatlı. Uçmalı bir güzel. İstediği yere...”
"...insan okuyunca gazeteyi mazeteyi sökmeli. Kitap okumalı, gürül gürül. Okuma yazma gibi var mı?"
"İnsanın pul kadar değersiz olduğu o an...
Öldü demek?
Ölmezdi ya, ağa tomofiline atıp şehre, hastaneye götürmedi. Bir usta vardı, patoz ustası dedi ki,arabası kirlenir diye Ali'yi almadı arabasına dedi...
Kandan mı kirlenirmiş
Kandan kirlenirmiş..."
"Gurbete düştün mü, sılayı yüreğinden atacan derdi, derdi ya, kendi atabildi mi? Ne mümkün? Adamın vatanı derdi, vatan başka derdi..."
"Günde yirmi saat çalış, bir de dişinden ol. Onların halı neresinde? Ekmeğin basını, yemeğin etlisini, sütün yağlısını yer, içerler. Biz? Pilavın yağsızı, ekmeğin kurtlusu, ayranın imansızını!"
"Doğru. Egzoz patlaması da kurşun sedası verir!
Köse Hasan, Gazocağı da yılan sedası, dedi."
"Vay gidi hemşerilik vay, dedi. Vay insanlık vay!"
"Avrat dediğn bir esvaplı şeytan."
"Kadın dediğin dört parmak sidikli bağırsak."
"Aaaah ah! Yokluğu görüyor musun? El işinde eyleşen adam, o.....dan beter oluyor."
"Kul acımaz bunlara, Allah acımaz. Allah'ın unuttuğu insanlardır bunlar! Peygamberler, kitaplar dolusu sabır, tevekkül, kanaat getirmişlerdir bunlara. Hiçbir işe yaramayan, hiçbir işe yaramayacak olan sabır, tevekkül, kanaat!"
"Gece diyorum, paydostan sonra, güzel duşlar, banyolar olmalı. İnsan güzelce yıkanıp arınmalı, pijamasını giymeli, karyolasına uzanmalı, ooh... Öyle değil mi?"
"İş olanca sıkıcılığıyla başlamıştı. Harmanda beden kalınlığında desteler kapılıyor, durulmayan, bitip tükenmek bilmeyen bir karınca kaynaşmasıyla harman makinesine koşturuluyor, harman makinesinin üzerindeki Zeynel'le Halo Şamdin'e atılırcasına teslim edilip harmana yeniden, yeni bir demet omuzlanmak için koşuluyordu. Bu bir koşuydu gerçekten de. Durmak bilmeyen, uçsuz bucaksız bir koşu..."
"Kardaştan ileriydiniz de Hasan'ı ne diye öldürdünüz?
Biz mi öldürdük?
Kim öldürdü ya?
Allah öldürdü..."
YORUMLARIMIZ
Çukurova' da yaşayan insanların,  yakın yörelerden buraya mevsimlik işiçi olarak gelen ırgatların, işçilerin köylülerin, toprak ağalarının toplumsal ve ekonomik yapısını dile getiren roman  pamuk tarlasında çalışan insanların hayatını yalın, abartısız bir gerçeklikle macera niteliği taşıyan olaylar içinde akıcı bir dille anlatmaktadır.  Karşılıklı konuşmalara bol bol yer vererek kısa cümlelerle ve gösterişsiz bir dille yazılan roman, para kazanmak umuduyla köyden ayrılıp şehre göç eden İflahsızın Yusuf, Köse Hasan ve Pehlivan Ali adlı üç arkadaşın başından geçenler anlatmaktadır. “Çukurova'daki sömürü düzeni, tarımda kapitalizme geçiş, kapalı köy ekonomisin yetersizleşmesi, nedeniyle köyden kente göç ve gurbetçilerin kentteki kötü yaşam koşulları, üzerinde durulan başlıca noktalardır.” 
Ana fikir; Geri kalmış toplumlardaki adaletsizlik, gelir dengesizlikleri ve eğitimsizliğin yol açtığı buhranları aşmak isteyen köylülerin bireysel savaşları bir kısır döngü içinde yok olup gitmektedir. Bu çarkı bozabilmek beden gücü ile değil, akıl, eğitim ve sosyal adalet ile mümkün olacaktır.
Romanı Başarılı kılan yönleri; Günün toplumsal gerçekliğinin yanılsaması çok etkili bir biçimde verilmiş. Bazı eleştirmenler saptadığı toplumsal gerçeklikten dolayı övülmüş, biçim yönünden kusurlu bulunmuştur.
Orhan Kemal kurgu konusunda son derece titiz davranmış, yolculuğun başı, ortası ve sonu ( ya da ayrılış, savaşım ve dönüş) ana temanın ortaya konması, örneklerle işlenmesi ve sonuçlanması aşamalarıyla örtüşür.
Ayrıca anlatıcıyı aradan çekerek, metni birbirini izleyen konuşma sahneleri ile yürütmeyi tercih etmiştir. Hemingway gibi modern romancıların kullandığı bu tekniği Türkiye'de seçen ilk yazar olmuştur.
Romanda hakim olan duygu ve durumlar; Açlık, sefillik, çaresizlik, kıskançlık, cinsellik, insan emeğinin sömürülmesi, adaletsizlik, yalan, riya, aldatma, yağcılık, saflık, kurnazlık, bencillik, iyilik, gururlanma, böbürlenme, kibir, kin ve öfke...
Roman karakterleri;
Pehlivan Ali: Güçlü, saf, temiz bir köy delikanlısıdır. Yöresel ifade ile ergendir. Sözlüsü ve anası var. Kadınlara düşkün, adaletli ve çok saftır, herşeye inanan bir yapısı var.Yusuf'un yalvarmalarına kulak tıkayıp Fatma ile yoluna devam etmesi sonunu getirdi.
Köse Hasan; Kitapta çok kısa bir süre var oldu, kötü çalışma koşullarında hastalandı ve öldü. Tek hayali  kızına bir tarak ve toka götürmek idi. Bu hayalini de Yusuf gerçekleştirdi.
Köse Hasan'ın ölümü üç arkadaşın şehirde sömürülüşünün  bir örneğidir. Ama esas zirve Ali'nin ölümüdür.
İflahsızın Yusuf; Çalışkan, kurnaz, biraz dalkavuk, nabza göre şerbet vermeyi bilen, tutumlu, kanaatkar bir insan. Onun romanda öne çıkaran tarafları emmisinin sözlerini okuyucuya söylemesi. Bu emmi öğütleri, köylünün şehirde verdiği savaşımda alınacak önlemleri, savunma yollarını, şehirlinin zayıf yanlarını saptayan bir strateji oluşturur. 
  1. Emmim derdi ki siz siz olun şehirlinin fendine düşmeyin. Sizi vallaha yek ekmeğe muhtaç ederler derdi.
  2. Emmim derdi ki siz siz olun şehirlinin suyuna göre gidin. Şehirli ak derse siz kara demeyin derdi.
  3. Emmim derdi ki geminizi yürütmeye bakın derdi Adam köprüyü bile geçene kadar gavura dayı der.
  4. Emmim derdi ki çalışan adamın boynu eğri olmalı.
  5. Gurbette derdi emmim insan sudan çıkmış balığa döner. Tevekkül olun, amman tevekkül. Tevekkülün koyununu kurt yemezmiş.
  6. Koltuğuna koltuğuna ver, essah beller, şişer ha şişer. Emmim derdi ki, şişsinler bırak derdi, enayiler şiştiler mi işiniz düze çıkar derdi.
  7. Siz siz olun, şehirlinin sakalına göre tarak vurun derdi.
Bu öğütlere uyan Yusuf gemisini yürüttü ama uymayan Ali canından oldu.
Öne çıkan cümleler; 
"Kadın dediğin dört parmak sidikli bağırsak"
"Allah size kel versin de tırnak vermesin."
"Kadere kırkbeş"
"Bu Allah hep onların Allahı mıdır? Fakir fukaraya garaz tekmil."
"Senin canının bülbülü sağ olsun."
"Boğazınız olsun."
"Atın aptalı ahvan, adamın aptalı pehlivan olur."
"İnsan vermeli insan için canını yoksa çekip gitmeli dünyamızdan."
"Sıçana içirmişlerde kediye kafa tutmuş."
"Arabım gülerse."
Kitapta en etkilendiğim yerler;
  1. doğum sahnesi.
  2. Ali'nin ölümü.
  3. Yusuf'un köye varması.
Bazı kitaplar vardır hikayesi kafanızın içinde kendiliğinden canlanır adeta yaşanır, size de bir köşeye oturup yaşayan hikayeyi seyretmek kalır. Bu kitap o kadar gerçek, o kadar kolay anlaşılacak şekilde insanımızın değişmeyen kaderini bizlere anlatıyor. Okurken zaman zaman İflahsızın Yusuf, zaman zaman Pehlivan Ali veya Köse Hasan oluyorsunuz. 
Keyifli okumalar/ Behna








24 Şubat 2020 Pazartesi

2020 ŞUBAT AYI KİTAP LİSTEMİZ ( KLASİKLER)

OBLOMOV ile ilgili görsel sonucu


bereketli topraklar üzerine ile ilgili görsel sonucu


TOLSTOY ÇOCUKLUĞUM ile ilgili görsel sonucu



2020 0CAK AYI KİTABIMIZ (YEŞİL PERİ GECESİ/ AYFER TUNÇ)


yeşil peri gecesi ile ilgili görsel sonucu
KİTAP HAKKINDA
Ayfer Tunç'tan bugünün romanı.

Güzelliğini zehirli bir sermaye olarak kullanan genç bir kadının hayattan öç almak için soyunmasıyla başlayan bir düşüş hikayesidir Yeşil Peri Gecesi. Modern toplumun ikiyüzlülüğüne, geleneklerin, alışkanlıkların zorbalığına direnen, "farkına varmış" ve bu nedenle acı çeken bir kadının, annesiyle hesaplaşamayan bir kız çocuğunun, okuyanı rahatsız eden ve belki de bu nedenle elinizden bırakamayacağınız öyküsü. Cumhuriyet elitlerinin düşkün kuşakları ile orta sınıfın can çekişen tutunamayanlarının karşılaştığı trajik bir karnavala dönüşen kapak kızının romanı, toplumun ve bireyin ruh haritasını en ince ayrıntısına kadar resmeden Ayfer Tunç'un güçlü anlatımıyla Türkiye'nin çürüyen yüzüne de ayna tutmaktadır.
(Tanıtım Bülteninden)

Ayfer Tunç'un "Kapak Kızı" kitabının devamı. İlk kitapta bir dergiye çıplak poz veren Şebnemin resmini görenlerin iç savaşını okurken, bu kitapta Şebnemin kendi yaşamını okuyoruz.

KİTAPTAN ALINTILAR
"Karısı Haluk’u seviyor. Haluk beni seviyor. Ben Ali’yi seviyorum. Ali Paris’te bir kadını seviyor. Demek ki şarkının bir bildiği varmış, sevenler sevilmiyormuş."
"Olmamış gibi yapabilenlerin dünyası bu, benim değil. Ben yapamıyorum. Ben sosyal bukalemun olamıyorum. Bulunduğum kabın şeklini, bindiğim dalın rengini alamıyorum. Yetmezmiş gibi ışıldıyorum bir de, iyi mi!"
“Bazı ruhlar dışbükeydir, bazı ruhlar içbükey. Biz içbükey ruhlarız, babamla ben. İçimize doğru kapanırız, istiridye gibi.”
"Belki de bir kedi almalıyız. Hatta sokakta bulmalıyız. Adını Gambaz koymalıyız. Olanca gamımızı, kederimizi kediye yüklemeliyiz. Kedi gamımızı kederimizi alıp kaçmalı."
"Aslında zekâmdan çok güzelliğime güveniyordum. Güzelliğimi kullanmak zahmetsizdi. İspat etmem gerekmiyordu, hemen görülüyordu. Hem zaten zekâmı isteyen de yoktu."
"Ezcümle, herkes varlığındaki boşluğu doldurmak istiyor. Dolduramadan ölüyor. Ama uğraşma boşuna, o boşluk dolmaz! Var olmanın boşluğu o! Dolsa biz, biz olmayız!"
"Diyorduk ki: “Ey yeşil periler, ey ruhumuzun sonsuz gecelerinin eceleri. Söyleyin! Yolları ölümle birleşecek olan bu iki hayat başka türlü yaşanabilir miydi?
“Carpe diem!” diyordu yeşil periler, “Elbette, her şey sonsuzca başka türlü olabilirdi. Ama çok geç artık, ânı yaşayın, zaman çünkü yalnızca ileriye akar.”
"İnsanlık anlattığı bütün hikâyelerde yükselmeyi hayal etmiş. Pegasuslar, Tulparlar filan hepsinin amacı yükselmekti. Peygamberler hep göğe yükselmiş. Çünkü tanrının yükseklerde olduğunu söylemiş bütün dinler. (Göklerdeki Babamız’ı Vatuşumun.) Bütün inançlar insana yukarıyı işaret etmiş, arşın en yüksek katını.
Oysa insan denen yaratık yükselemez kolay kolay, aksine, düşer. Bu gezegende yaşanan gerçek hayatta insan dibe iner, bir kere düşmeye görsün. Tutunamazsa kendi insanlığına, arzın merkezine, ateşin ortasına kadar düşer.
Uzaklarda aramaya gerek yok, cehennem yeryüzündedir."

"Arzu nesnesiydim, baş belasıydım, orospuydum, pornocuydum, pazarlıktım,şimdi de haber, reyting, fırsat olmuştum. Büyük okazyon olmuştum.. Ben hayatımın her döneminde kadından başka bir şey olmuştum."
"Benim istediğim kuru samanların altından şarıl şarıl akan suları göstermekti. her şey yolundaymış, dünya bok kokmuyormuş gibi yapan milyonlarca insana, 'bir kere bari sağına soluna bak, çürüyor dünya görmüyor musun?' demekti."
"Birden boşaldı içim. Beynimi, iiçindeki tüm zavallı düşünceler, boş umutlar, sefil beklentiler, rezilce hatıralar ve ağır haksızlıklarla birlikte, kana kana kustum. Kustum öz ağzımdan kafatasımı. Kabuk kaldım."

YORUMLARIMIZ
"Kader mi yoksa tercih mi? diye başladık bir zamanlar ve bir yerlerde her anlamda güzel ve mutlu bir ailenin başına gelenleri konuşmaya. Kitap okumadık sanki gerçek bir yaşam hikayesi seyrettik. Zaman zaman içine daldık hüzünlendik, merak ettik, yorulduk, öfkelendik, sorguladık...

Acı çekmek, acı çektirmek, hesaplaşmak üzerine oturtulan çok sağlam bir kurgu. Nereden başlasak, nasıl yazsak sanki eksik kalacak gibi hissettiriyor. Çürümeye başlayan hayatlar ve tıpkı güzellik gibi miras kalan genetik bir çöküşün hikayesi.Ve direnen insan, pimi çekilmiş bomba gibi infilak diyor.Bu direniş, gönüllü bir yok oluş, vaz geçiş çünkü.

 Katman katman son derece başarılı bir kurgu, tasvirler çok başarılı. Şarkı sözlerinden, şiirlerden, kitaplardan hatırlatmalarda çok yakışmış, yeniden ne çok şey öğrendik. İşte yazmak, yazabilmek bu...

"Romantik Kitaplar" kategorisinde okuduk , aslında "yer altı edebiyatı" kategorisinde. Hakan Günday'ın kadın versiyonu Ayfer Tunç kalemine hayran kalmamak, kapılıp gitmemek imkansız.
Her sayfa çarpa çarpa dövüyor okuyucuyu... Enfes bir anlatımdı... Önce kapak kızı okununca daha anlamlı olacaktır... Olaylara iki açıdan bakabilmeyi bilen insanlar için...

Keyifli okumalar/ Selma

1 Ocak 2020 Çarşamba

2020 OCAK AYI KİTAP LİSTEMİZ (ROMANTİK KİTAPLAR)







2019 ARALIK AYI KİTABIMIZ (BİR DİNOZORUN ANILARI/ MİNA URGAN)


KİTAP HAKKINDA
İngiliz edebiyatı 'duayenimiz' Mina Urgan, bu kez anılarıyla, bir yaşama ustası olarak karşımızda.

Mina Urgan 'Bir Dinozorun Anıları"nda açık yürekli, yalın ve naif bir dille anlatıyor; kendini, çevresindekileri ve bir coğrafyada olan biteni... Halide Edip, Necip Fazıl, Abidin Dino, Neyzen Tevfik, Sait Faik, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Atatürk ve başka pek çok isimle zenginleşmiş bir ömrü..."

Oğuz Atay'ı ayaküstü ve o kadar az gördüm ki, onunla ilgili ancak bir tek izlenim edindim: Koskocaman bir kediye benziyordu tıpkı. Çok kocaman ve çok güzel bir kediye, öyle benziyordu ki, ona elimi uzatınca 'miyaaav' diyeceğini sandım. Miyavlayacağı yerde 'tanıştığımıza memnunum' deyince şaşırıp kaldım."

Mina Urgan'ın anılarını bazen coşkuyla bazen buruklukla ama hep gülümseyerek okuyacaksınız. /Alıntı


KİTAPTAN ALINTILAR
"Anılarıma başlarken, her şeyden önce, gençliğin bir mutluluk, yaşlılığın ise bir mutsuzluk dönemi olduğu mitosunu yıkmak istiyorum" 
"Bu bedeli fazlasıyla ödemek isteyenlerin, "iyi ihtiyarlamak için yiğit olmak gerekir" sloganına uymaktan, sağlıkları konusunda dırdırlarını kesmekten, bedenleriyle birlikte kafalarının da yaşlanmasını engellemek için yoğun bir çaba göstermekten başka çareleri yoktur."
"Bütün dünyaya yayılan bu bayağılaşma konusunda, bizler ayrıca marifetli sayılırız. Çünkü Avrupalılar Batılı bir biçimde bayağılaşırken, biz hem Batılı, hem de Doğulu olduğumuzdan, hem alafranga bir biçimde, hem de alaturka bir biçimde bayağılaşmanın yolunu bulduk."
"Zaten bence, iştahla yenilen hiçbir yemek, ne denli ağır olursa olsun, insana dokunmaz. Ancak stresler ve korkular içinde, çekine çekine yenilen yemekler insana dokunur."
"Ben tarafsız değilim. Açık seçik taraf tutuyorum. Yobazlığa karşıyım, ırkçılığa karşıyım, gericiliğe karşıyım. İnsanların sömürülmesine ve savaşa karşıyım. Sosyalizmden, sevgiden, kardeşlikten, aydınlıktan yanayım."
"Sen, kendi ekmek parasını kazanan özgür bir kadın olacaksın. İyi bir evlilik yapmanı çok isterim. Ama canın isterse evlenirsin, canın istemezse evlenmezsin. Eğer evliliğin yürümez de boşanırsan, kendine de çocuklarına da bakacak durumda olmalısın."
"Bizim kuşak için Gazi Mustafa Kemal Paşa, şimdi Atatürk deyince akla gelen yapay ve soyut kavram, acemice yontulmuş çirkin heykellerde görünen çatık kaşlı devlet simgesi değil, aramızda yaşayan canlı ve çok renkli, çok çekici bir insandı. Hiç çatık kaşlı değildi. Tam tersin, hafif gülümseyen, son derece güzel bir insandı."
"Onun için on beş yaşından beri zengin olmak ayıbından kurtulduğum, ekmek parasını kendi alnının teriyle kazanan çalışan bir kadın olduğum için gurur duyarım. Bunlar çok dinozorca düşünceler elbette. Ama dinozorca düşünmekten hiç mi hiç utanmıyorum."
"Çünkü ben dinozoru, tarih öncesi çağların nesli tükenmiş bir hayvanı olarak değil; geçmişin doğruluğu kanıtlanmış ve yadsınmaz değerlerini yeni sentezler yaparak geleceğe taşımayı amaçlayan bir yaratık olarak tanımlıyor, dinozorluğumla övünüyorum."

YORUMLARIMIZ
Yazarımız anılarını anlatırken, muazzam bilgi birikimiyle bizi o döneme ait muhteşem bir yolculuğa çıkarıyor. 
Ele avuca sığmayan "acayip" bir çocuk, küçük hanım, teyze, anne, madam, asistan, profesör, kendi değerini bilen, kadınlığın sefasını yaşayan, acı -tatlı her şeyle açık yüreklilikle yüzleşen, kendi ekmeğini kazanmak isteyen, hapishaneye girememekle hayıflanan, kendi deyimiyle "azılı bir komünist", muhteşem bir insan Mina Urgan.
Samimi bir dille sohbetler ettik Mina Urgan'la. Okumak sevgisini, çocuk sevgisini okuduk ve hissettik.
Hayran bıraktıran bir yaşam, yaşlılığı ile dalga geçmesi yer yer bizi gülümsetiyor.

Kitabı okurken bunları arkadaşlarıma nasıl anlatsam diye düşündüm ve kendim belirlediği üç bölümde sunmaya karar verdim.
1) Nelere Tekrar Üzüldüm; 
Sutruma'nın batırılması; Yıllar sonra bu kadar çok mülteci kabul ederken, o dönemde Yahudilerin kabul edilmeyerek ölüme terk edilmelerine üzüldüm.

6-7 Eylül olayları; "Kıbrıs Türktür" lafı uğruna Türklerin mili servetinin bir kısmı imha edildi. Uydurma provokasyonlar ile suni bir Kıbrıs meselesi ortaya atılarak gayri müslümlerin malları yağmalandı ve zenginliğimiz olan bir çok gayri müslüm Türkiye'yi terk etti.

27 Mayıs 1960; güzel başlayan kötü biten bir askeri darbe ya da yazarın deyimiyle "devrim".Adnan Menderes ve adamlarının yargılanıp asılması büyük bir hataydı, Yazar sürgüne gönderilmelerinin  daha doğru olacağını savunuyor.

16 Şubat 1969- Kanlı Pazar; Amerikan 6. filosunu protesto etmek için taksime yürüyüşe geçenlerin yolları yobazlar tarafında kesiliyor ve bıçaklı, sopalı saldırıya uğruyorlar.

5 Mayıs 1972; Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılması.

1 Mayıs 1979-Kanlı 1 Mayıs; 34 ölü.

Rus Devrimi; Stalin'in zorbalığı. Sınıfları ortadan kaldırmaktan çok, ayrıcalıklı yeni bir yüksek sınıf ortaya çıkarması. Toplumsal düzende rahat yaşarken, daha sonraları kapitalizmin en vahşisini yaşadılar.

1980 Öncesi ve Sonrası; haksız tutuklanmalar ve işkenceler.

2) Kimleri Tekrar, Daha Farklı Tanıdım;
Halide Edip, Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, Neyzen Tevfik, Sait Faik, Cevat Çapan, Cevat Şakir, Aziz Nesin, Sebahattin Eyüboğlu, Necip Fazıl, Güzin-Abidin Dino, Arif Dino, Cahit Sıtkı vb. 
Kitapları, şiirleri ve resimleriyle tanıdığımız yazarları, şairleri ve ressamları, insani ve farklı yönleriyle anlatıyor.
 Anılarında bahsettiği en ilginç dört kişilik Necip Fazıl, Yahya Kemal, Sait Faik ve Neyzen Tevfik. Bu anılar birinci elden yani bizzat yaşadıkları olduğu için çok kıymetliler.
Cumhuriyet Dönemi ve Atatürk ile ilgili anıları çok önemli ve samimi, Cumhuriyetin kadınlara tanıdığı hakları sürekli hatırlatıyor.

3) Hangi Düşüncelerine Katıldım;
Ötenazi hakkındaki düşünceleri.

Feminizm. Kadının toplumda yeri olmadığı düşüncesini "bence bu bir kadın sorunu değil, sınıf sorunu" diyerek açıklıyor.

Globalleşmeye değil, enternasyonalizme inanıyor. Sınırların ortadan kalkması ve milletlerin tam olarak kaynaşması.

Eğitimde fırsat eşitsizliğine dikkat çekiyor.

Zenginliğin arkasında ya bir haksızlık, sömürü ya da hırsızlık olduğunu düşünüyor.

Rus Devrimini ve Stallin'i eleştiriyor. Aydınları ve sanatçıları baskı altına alarak, ayrıcalıklı yüksek bir sınıfın oluşmasını sağladığını ve devamında da kapitalizmin en vahşisini yaşamak zorunda kaldıklarını belirtiyor.

Cumhuriyet Aydınları ile birlikte, yoksul ve onurlu bir Türkiye'de Cumhuriyet tarihi yaşamış, iyi eğitimli, çevresini aydınlatmak isteyen bir Türk Kadını Mina Urgan.

Keyifli okumalar dilerim. /GÜLAY